2010 Yılı Kargılı Hemşehrilerimiz ile Derneğimizin Yeniden Bütünleşme ve Birlikte Fayda Elde Etme Yılı Olacaktır.

BAŞKAN'IN MESAJI

İnsanları anlayabilmek…

Eflatun’a sormuşlar; İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ?

Eflatun tek tek sıralamış; çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Bir de; saplantıları yüzünd en yaşadığımız dünyada var olan pek çok güzellikleri fark edemeyen, sürekli olumsuzu, endişeyi, güvensizliği, en kötüyü ve en zararlıyı her zaman hatırlatan, tüm olayları felakete dönüştürmeyi alışkanlık haline getiren, her olayı felakete dönüştürmede oldukça yetenekli ve becerikli olan tipler.

En kötüsü de; yaratıcı, yetenekli motivasyonu da yüksek olduğu halde kendi çabalarını kendi elleriyle sabote etmeyi bir şekilde beceren, yaşam yolunda bir ayağı gazda, bir ayağı frende ilerlemeye çalışanlar. Thomas Jefferson “Eşit olmayan insanlara eşit davranmaktan daha büyük eşitsizlik olmaz.” derken sanırım bunları kastediyordu. Neyse, biz esas konumuza dönelim.

Değerli hemşerilerim,
Günümüzde kültürleri, gelenekleri, kurumları ve ilişkileri tehdit eden, hatta bazı durumlarda bunların tümden ortadan yok olmalarına sebep olan bir gelişmeyle (küreselleşme) karşı karşıyayız. Bu süreç bir zamanlar atalarımızın ruhunda ifadesini bulan yaşam temalarını içi boş klişelere dönüştürüyor. Baş döndürücü değişim, gelenekleri ve inançları alt üst ettikçe; geçmişteki hiçbir kategori (toplumsal statü, din, ırk, kültür, geçmiş, bölge, ulus) küresel çağda tek başına yeterli bir düşünce ve eylem çerçevesi oluşturmuyor. Giderek küçülen bir dünya, dünya görüşümüzü ve kimlik duygumuzu genişletmemizi, geçmişin geleneklerini yeni koşullara uyarlamayı dayatıyor. Peki ne yapacağız? Geçmişin geleneklerini yeni koşullara nasıl uyarlayacağız?

Apollo 11’in
dünyadan ayrılışı ve insanın ayda ilk yürüyüşü son derece heyecan verici olmalı. Uzaya yapılan bu seyahatin hangi evresinde en büyük güç ve enerji harcanmıştır? Dünya’ya geri dönerken mi? Ayın yörüngesindeyken mi? Aydan ayrılırken mi? Bunların hiçbiri değil. Dünya’ dan ayrılışın ilk birkaç dakikasında harcanan enerji, daha sonraki zaman dilimlerinde harcanan enerjiden çok daha fazladır. İlk birkaç km. de, yerçekimi son derece büyüktür. En son aşamada yani yörüngeden çıkmak için, hem yerçekiminden hem de atmosfer direncinden daha büyük bir içsel itiş gücü gerekir. Bir kez yörüngeye girdikten sonra yapılanlar için ise, neredeyse hiç güç gerekmez. Bu, uzay yolculuğu, tıpkı eski alışkanlıklardan ayrılıp yeni alışkanlıklar edinmedeki güçlüğü yansıtır.

Çoğu kimse yaşamı öylesine sürüklenerek yaşar; hiçbir şeyin hayalini kurmadan, daha iyi bir şeyin özlemini duymadan, istediğini elde etmek için mücadele etmeden, asla tek bir amacın gücü peşinden gitmeden.
Sözünü ettiğim amaç maddi zenginliklere; daha büyük arabalara, daha yeni model bilgisayarlara, daha gelişmiş elektronik araçlara sahip olmak değil. Çoğumuzun evi de, dolapları da ağzına kadar eşya ile dolu olduğu halde yaşamak için özel, anlamlı bir amacımız yok. İşte o amaç olmadığında da suyun üzerinde yüzen tahta parçaları gibi sürüklenip gitmekten başka bir şey yapamayız.

Çok sayıda insan, pek de önemli görünmeyen hedefler peşinde koşuyor. Yaşamın, bir sürü ıvır-zıvır ile marka giysiler biriktirmekten ibaret olduğunu sanıyorlar. Eğer yaşam yalnızca bu ise yaşam için kaygılanmaya da değmez demektir.

Oysa; içinde yaşadığımız toplumu iyileştirmek, tadını çıkardığımız zenginlikleri bizim kadar şanslı olmayanlarla paylaşmak ve sahip olduğumuz özgürlükleri başka insanlara da dağıtmak ayrı bir meziyet, ayrı bir yetenek gerektirir. İnsanlar böyle yapabildiği oranda toplumda saygınlık kazanır. Tarih böyle insanları hak ettiği yere mutlaka koyar. Başkalarına hizmet etmek bir yandan onların yaşamlarını zenginleştirirken, diğer yandan da kendi yaşamımızı yüceltecektir.
Kendinize "Niçin yaşıyorum?", "Yaşamdaki amacım ne?" sorularını sorun.

Yaşamınızın bir amacı olmalı. Joseph Addison şöyle demişti: "Yaşamda mutluluğun en vazgeçilmez unsurları yapacak, sevecek ve umut edecek bir şeylerinizin olmasıdır." Evet, yaşamanızın mutlaka bir amacı olmalı. Yaşamda bir amacı olan insanlar ilk kaşiflere ve öncülere benzerler.
Birinin koca bir dağ olarak gördüğü bir durum bir başkası için minik bir tümsek olabilir. Çeliğe biçim veren bir çekiç camı paramparça eder. Fark, malzemededir. Yaşam için de aynı şey geçerlidir. Bir insanı yaşamdan bezdirebilecek bir olay bir başkası için engel bile sayılmayabilir. Biri nereye gideceğini bilmeden oradan oraya sürüklenir, nereye çekilirse oraya giderken diğeri varmak istediği noktayı belirlemiştir ve hiçbir şeyin onu uzun süre yolundan alıkoymasına izin vermez.

Çoğu kimse rahat bir yaşamı tercih eder; içgüdülerinden, alışkanlıklarından, geleneklerden, yaşanmış örneklerden, geçmiş deneyimlerinden, standart uygulamalardan ya da bilinen yöntemlerden vazgeçmek istemez; çalışmak ile başarmayı, hareket ile ilerlemeyi birbirine karıştırır.
Yaşamda bir turist olmakla, yani yalnızca uygun ve rahat yerlere gitmek ile gezgin olmak, yani nereye gideceğinizi kendiniz belirlemek ve yolu ilk kez siz açmak zorunda kalsanız da oraya varmak arasındaki farkı fark edebilmek. Bir yaşam amacı olmayanların işi hiç de kolay olmasa gerek: Denizin üstünde bir o yana bir bu yana yüzen çürük meyveler gibi...

Değerli hemşerilerim, sevgili gençler…
Gelin Kargılıların ortak noktası olan Kargı Web Portalımızda; hayallerimizi kutularından çıkartalım, hedefler belirleyelim ve onlara ulaşmanın hazzını birlikte yaşayalım, yaşamlarımıza bir anlam katalım. Toplumsal değerlerimize birlikte sahip çıkalım. Kargımıza ve toplumumuza faydalı projeler üretelim ve bunları hayata geçirmenin mutluluğunu yaşayalım. Çorbada sizinde bir tuzunuz olsun istemez misiniz?

Saygılarımla,

Şahin YAĞCI
KarDer Yönetim Kurulu Başkanı